Ana sayfa » Kıta Sahanlığı

Kıta Sahanlığı

by BUNKERIST

Kıta Sahanlığı kaç kilometredir?

Kıta sahanlıklarının uzunluğu bölgelere göre oldukça değişmektedir. Fakat jeolojik açıdan ortalama 75 km olarak kabul edilir. Çoğu yerde kıta sahanlığı, kara kütlesinin deniz sınırından sonraki uzantısı biçimindedir. Derinlikleri bölgelere göre değişmekle birlikte, genel olarak 150 metreden fazla olmayan derinliklere sahiptir.

Kıta sahanlıkları sığ derinliktedir. Bu nedenle deniz suyu seviyesinin değişimi gözle görülür. Bazı kıyılarda kıta sahanlıkları 200m hatta 400m ve daha fazla derinliğe sahiptir. Bu gibi durumların tektonik depresyonlarla alakalı olabileceği düşünülmektedir. Kuzey enlemlerinde sahanlıklar buzul aşınmasına maruz kalırken, daha sıcak güney enlemleri, akarsu vadilerinin etkisi altında kalmışlardır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca, kıta sahanlığının yasal ifadesi, ait olduğu ülkenin kıyılarına bitişik, deniz tabanının uzantısı olarak tanımlanır.

Kıta Sahanlığı nedir? 

Kıta Sahanlığı Jeolojik olarak ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki uzantısıdır. Kıtanın bitip okyanusun başladığı kıtasal çizgiye kadardır. Kıta sahanlığının diğer ismi kara platformudur. Bir kıtayı ya da kara parçasını çevreleyen görece sığ ve eğimli deniz tabanına verilen addır. Nispeten kıtanın sığ su alanı altında kalan bölümüdür.  Sahanlık okyanusun bir parçası olarak gözükür. Fakat Kıta sahanlığı kıtanın sular altında kalan kenarlarıdır.

Bu platformların çoğu, buzul dönemlerinde ve buzullar arası dönemlerde oluşmuştur. Bir adayı çevreleyen alan kapalı sahanlıktır.

Kıta sahanlıkları, pasif kıta kenarlarında geniş ve nispeten düzdür. Aktif kıta kenarlarında ise dar ve düzensizdir. Atlantik kıyılarının çoğu gibi pasif kıta kenarları, komşu bir kıtanın erozyonundan türeyen, kalın tortullarla oluşmuş, geniş ve sığ yüzeylere sahiptir. Aktif kıta kenarları, tortuyu depremler gibi yeryüzü hareketleriyle denize doğru hareket ettiren, alanlara sahiptir.

Topografya

Sahanlıklar genellikle artan eğim noktasında kırılarak biterler. Kırığın altındaki deniz tabanı kıtasal eğimdir. Eğimin altında, derin okyanus tabanına abisal düzlükle birleşen, kıtasal yükselme vardır. Kıta sahanlığı ve yamaç, kıta kenarının birleşen parçalarıdır. (Abisal düzlük – Kıta sahanlığının ötesinde uzanan ve ortalama derinliğin 4000 m olduğu okyanus tabanı.)

Kıta sahanlıkları alt bölümlere ayrılmıştır. Alt bölümlerin her biri kendine özgü jeomorfolojisine ve deniz biyolojisine sahiptir. Alt bölümler iç kıta sahanlığı, orta kıta sahanlığı ve dış kıta sahanlığı olarak ayrılmıştır.

Yapının karakteri, kıta eğiminin başladığı kırılmayla çarpıcı biçimde değişir. Bu kırılma, kabaca 140 m (460 ft) gibi oldukça eşit bir derinliktedir. Bu deniz seviyesinin şu anda olduğundan daha düşük olduğu geçmiş çağlarının ayırt edici bir özelliğidir.

Kıta eğimi sahanlığın platformundan çok daha diktir; ortalama açı 3 °, ancak 1 ° kadar düşük veya 10 ° kadar yüksek olabilir. Eğim genellikle denizaltı kanyonlarıyla biter.

Tortul

Kıta sahanlığı ile abisal düzlük arasındaki kıta kenarı, dik bir kıta yamacından oluşur; burada, yukarıdaki kıtadan gelen tortu, yamaçtan aşağıya doğru akar. Yamacın tabanında tortu yığını olarak birikir. Yamaçtan 500 km’ye (310 mil) kadar uzanan kalın çökeltilerden oluşur.

Kıta sahanlıkları karasal çökeltilerle kaplıdır. Yani kıtaların erozyonundan kaynaklıdır, tortunun çok az bir kısmı mevcut nehirlerden gelir. Dünya platformlarındaki çökeltinin yaklaşık %60-70’i, deniz tabanı seviyesinin şu an olduğundan 100-120 m daha düşük olduğu son buz çağında çökelmiş kalıntı çökeltilerdir.

Çökeltiler genellikle kıyıdan uzaklaştıkça giderek daha ince hale gelir; kum sığ deniz dalgalarıyla çalkalanan sularla sınırlıyken, silt ve killer açık denizin derin sularında birikir. Bunlar her milenyumda 15–40 cm birikerek, derin denizdeki pelajik çökeltilerden çok daha hızlı oluşur.

Kıta sahanlığı denizleri

Kıta sahanlığındaki deniz ve okyanus sularını ifade eder. Buradaki hareketler, tatlı su akıntıları, gelgitler, rüzgarın baskısı ve deniz suyunun birleşik etkileriyle oluşur. Bu bölgeler genellikle biyolojik olarak yüksek verimliliğe sahiptir. Dünya’nın okyanus yüzey alanının yalnızca %8’ini kaplamasına rağmen, küresel birincil üretkenliğin %15-20’sini desteklemektedir.

Kuzey Denizi verimli sahanlık denizlerinden biri olsa da çeşitli bölgesel ve yerel davranışlardan ötürü, tüm sahanlık denizlerini temsil etmesi beklenemez. Hint Okyanusu sahanlığı denizlerine Ganj ve İndus nehirleri gibi büyük nehir sistemleri hakimdir. Yeni Zelanda çevresindeki denizler, Zelandiya’nın batık kıtası geniş platolar oluşturduğu için, daha karmaşıktır. Antarktika çevresindeki denizler ve Arktik Okyanusu kıyıları, deniz buzu üretimi ve polinadan etkilenir.

Isınan bir okyanusta değişen rüzgar, yağış ve bölgesel okyanus akıntılarının bazı denizleri etkilediğine dair kanıtlar var. Bölgesel Entegre Okyanus Gözlem Sistemleri aracılığıyla geliştirilmiş veri toplama sistemleri, bu değişikliklerin tanımlanmasını mümkün kılmaktadır.

Ekonomik önemi

Biyolojik çeşitliliğin fazla olması, yani genel bir tabirle ekonomik değeri yüksek türlerin bu bölgelerde yaşam sürdürmeleri, kıta sahanlığında münhasır ekonomik bölgesini ilan etmiş olan ülkelerin ekonomisine avlanma ve yetiştirme faaliyetleri sonucunda gelecek katkının büyüklüğü su götürmez bir gerçektir. Kıta sahanlığının bir diğer ticari boyutu ise deniz ve okyanus dibinin (bentik bölge) altında yatan fosil yakıtların varlığı veyahut olabilme ihtimalidir.

Nispeten kıta sahanlığı, okyanus tabanının en iyi anlaşılan kısmıdır.  Hidrokarbon çıkarma gibi denizden yapılan ticari sömürü çoğu kıta sahanlığında gerçekleşir.

İlk defa 1945 yılında Truman bildirisi ile ortaya çıkmıştır. Bu bildiri ile Amerika Birleşik Devletleri Kıta sahanlığı dahilinde bulunan deniz altındaki ve üstündeki tüm kaynakların ABD’ye ait olduğunu ilan etmiştir. Sonrasında kıta sahanlığı tanımı uluslararası alanda benimsenerek kural olarak kabul edilmiştir.

100m (330ft) derinliğe kadar kıta sahanlıkları üzerinde deniz ulusları tarafından kaynak sömürüsüne izin veren, su derinliğinin talep edildiği mesafeye kadar egemenlik hakları 1958’de BM Kıta Sahanlığı Sözleşmesini hazırlayan Hukuk Komisyonu tarafından imzalandı. Bu, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile kısmen değiştirildi.

Kıta Sahanlığı Hakları nasıl belirlenir

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Kıta sahanlığını kıyı devletinin karasularının devamında, kıta kenarının dış eşiği ile sınırlıdır. Eğer bu eşik belirtilenden az mesafede ise karasularının ölçülmeye başlandığı mesafeden itibaren 200 deniz mili mesafe olması şeklinde tanımlanmaktadır. Kıyı devleti, kara topraklarının doğal uzantısı olan bu bölgenin tümünde, denizaltı alanları, deniz yatağı ve toprak altlarında hak sahibidir. Mesafe 200 mile ulaşmadığı takdirde, söz konusu ülkenin kıta sahanlığı mesafesi 200 miledir. Fakat bir kıyı ülkesinin kıta kenarı dış siniri 200 deniz mili sinirini aşması durumunda esas hatlardan itibaren 350 deniz mili limiti uygulanmaktadır.

Kıta sahanlığı, hak ilan edilmeksizin bir kıyı devletinin kullanımındadır. Denize kıyısı olan devletler, doğal bir biçimde Kıta sahanlığına sahiptir. Devletlerin doğal kıta sahanlığı hakkı, Uluslararası Adalet Divani 1969 kararı ile teyit edilmiştir.

Kıta sahanlığının yasal tanımı, jeolojik tanımdan önemli ölçüde farklıdır. UNCLOS, sahanlığın kıta kenar boşluğunun sınırına kadar uzandığını, ancak taban çizgisinden en az 200 nmi (370 km; 230 mi) ve 350 nmi’den (650 km; 400 mi) fazla olmadığını belirtir.

Münhasır Ekonomik Bölge Nedir

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, karasularının başlangıcından itibaren 200 deniz mili alan genişliğindeki canlı ve canlı olmayan kaynaklar üzerinde kıyı ülkelerinin bazı ekonomik haklar elde etmesidir. MEB kavramı Kıta sahanlığı haklarını da içermektedir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile uluslararası hukuka girmiştir. MEB, kıyı devletine deniz yatağı sularında, deniz yatağında, bölgedeki toprak altında canlı ve cansız kaynakların yönetimi konusunda (araştırma, işletme, muhafaza gibi) haklar tanıdığı gibi aynı şekilde akıntı, rüzgâr gibi enerji kazanımı sağlanacak alanların da kullanımına dair egemen haklar verir.

MEB BMDHS 75. Maddesi uyarınca bir kıyı devletinin sınır haritalarının ve coğrafi koordinat listelerinin yayınlanması ve BM’ye deklare edilmesi gerekmektedir.

Balıkçılık anlamında da MEB ilan etmek kıyı devleti açısından kritik önem arz etmektedir. MEB ilanı ile, ilan edilen alandaki balıkçılık uluslararası düzenlemelerden çıkartılarak kıyı devletinin düzenleme yetkisi altına girmektedir. MEB ilanı ile balıkçılık kotalarını belirleme hakki da kıyı devletinin yetki alanına girmektedir.

Kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge arasındaki fark

Kıta sahanlığı kıyı ülkeleri için doğal haktır, ilan edilmeksizin doğal bir haktır. MEB’in ise uygun biçimde ilan edilmesi ve BM’ye deklare edilmesi gerekmektedir.

Kıta sahanlığı deniz üzerinde ve altındaki cansız kaynakların haklarına ilişkin haklar sağlar. Ancak MEB tüm Kıta sahanlığı haklarına ek olarak egemen haklar sağlamaktadır.

Yorum Yap