Çevre Güvenliği

0
801 views

Bunker sektörü kömürden sıvı yakıtlara dönüşümle birlikte zararlı emisyonların azalması yönünde kapsamlı bir değişim geçirmekte ve bu durum denizcilikten kaynaklanan kirliliğin çevreye verdiği zararla ilgili artan farkındalığı tetiklemekte. Emisyonlar hemen hemen tüm diğer sektörler ve özellikle kara taşımacılığında büyük ölçüde azaldığı için ilgi denizcilik sektörüne kaymış durumda ve uygulamalar denizde emisyonun azaltılması üzerine kurulmakta.

Ulusal ve 2006 yılında uluslararası düzenlemelerle başlayan bir dizi zorunlu temizlik işlemi bir on yıl daha ve ötesinde devam edecek gibi gözüküyor. Bu arada ilgili uygulamaların neden olduğu, satıcılar ve kullanıcılar açısından durumu ve planlamayı zorlaştıran, yüksek kükürtlü yakıttan düşük kükürtlü yakıta geçiş sırasında yerel rafinerilerin üretim kabiliyetlerine bağlı olarak, düşük kükürtlü yakıtın tüm limanlardaki mevcudiyeti hakkındaki sıkıntı gemi kaynaklı çözümler veya yatırımlar husunda bir belirsizlik ve isteksizlik yaratmakta.

Yüksek sülfürlü Fuel Oil ekonomiktir, ancak, fiyatının ekonomik olması doğa ve insan sağlığı üzerinde olumlu etki yaratmamaktadır.

2006 yılında başlayan, yukarıda bahsettiğimiz ulusal ve uluslararası bir dizi yönetmelikle görevlendirilmiş temizlenme süreci endüstriyi  Ağır Fuel Oil ( HFO )’den uzaklaştırarak çevre ve insan sağlığına daha az zararlı etkileri olan daha temiz yakıtlar için çeşitlendirmeye devam edecek. Ancak, tedarikçi ve tüketici açısından planlamayı zorlaştıran bu düzenlemeler hakkında bilinmeyenler olduğu gibi, bunun neticesinde yatırım ve gemi kaynaklı çözümlerle, yüksek sülfürlü ürün kullanımından düşük sülfürlü ürün kullanımına dönüşüm hakkında bir isteksizlik olduğu yadsınamaz.

Bu husustaki anahtar değişiklik Baltık ve Kuzey Denizlerini kapsayacak (ECA) Emisyon Kontrol Alanı’nda 2015 yılı başından itibaren daha az, maksimum % 0.10, kükürt içerikli yakıt kullanımı zorunluluğu.  Bahsedilen, Baltık ve Kuzey Denizleri, İngiliz Kanalı, ve Karayipler’de Kuzey Amerika kıyıları ve Porto Riko’yu kapsayan 200 deniz milini içeren alanlar.

Bu arada, düşük sülfürlü yakıt kullanımı veya başka bir yakıt türüne geçilmesi hususunda armatörlerin karşılaşacağı tipik teknik sorunlar, yakıtın temini ve depolanması, bir yakıt türünün kullanımından diğerinin kullanımına  geçiş aşamasındaki gecikmeler, yakıtların uyumsuzluğu ve kullanım sırasındaki teknik ve operasyonel sıkıntıları içermektedir.

Bu tür sorunları önlemek için, armatörler düşük sülfürlü yakıt kullanımıyla ilgili ekipman ve sistem modifikasyonu için ihtiyaç duyulan  işletme ile ilgili tavsiyeler hakkında kendi makine ve kazan üreticilerine müracaat etmeli, danışmalıdır. Her gemide farklı yakıta geçiş prosedürü açıkça tanımlanmış ve personel tarafından anlaşılmış olmalıdır.

Gemilerden kaynaklanan deniz kirliliği, niteliği gereği uluslararası bir sorundur. Gemilerin denizleri kirletmesini önlemek amacıyla imzalanan sözleşmelerin başında “Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesi Hakkında Uluslararası Sözleşme” (MARPOL) gelmektedir.

Çevre Güvenliği ve Kirlilikten bahsedildiğinde, mesele yalnız bunker ve denizcilik yağlarının neden olduğu zararlı emisyonlar değil tabiki!

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından hazırlanan bu Sözleşmenin iki temel amacı; denizlerin petrol, zehirli sıvılar, ambalajlı zararlı maddeler, pis sular ve çöpler ile kasıtlı kirletilmesinin önlenmesi ve gemilerin neden olduğu kaza sonucu doğabilecek deniz kirlenmesinin en aza indirilmesidir. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için ülkelerin gemilerin sevk ve idaresinde her türlü teknik ve yönetsel önlemi almaları, liman ve kıyı tesisleri ile ekiplerini hazırlamaları, gerekli kurumsal yapılanma ile mevzuat eksikliklerini tamamlamaları gerekir.